İnsan bazen istese de değişemiyor, değiştiremiyor.
Yanlış giden her şeyi gördüğü halde ve bazen tüm gerekli önlemleri almasına rağmen, bir hatadır, bir aldanmadır gidebiliyor hayat. Böyle durumlarda bir başkası sizin hayatınız adına çeşitli yorumlar yapabilir, bu bazen ailenizden biri ya da en yakın sırdaşınız, dostunuz olabilir. Kim nasıl yorum yaparsa yapsın, en doğru yorum çoğu zaman kişinin kendisindedir. Tabii bu aklı başında insanlar için geçerli bir durum ve yetişkinler için.
Benim hikayem de hep yanlışlarla dolu. Bu hikayenin bütününü kime anlatsam, benim için 70 sene yaşamış diyebilirler.
Fakat ben şu saniye itibariyle 31 sene 11 ay 7 sabah ve 18 saatten beri yaşamaktayım.
Bütünüyle baştan aşağı bok bir hayata doğduğumu fark etmem çok zamanımı aldı diyemem. Fakat o hayatı düzeltmek için bir hayli zaman harcadım ve harcıyorum. Her ne kadar şu günlerde kritik bir ölüm kalım savaşı versem de, yenilgiye yakın hissetsem de kendimi, yine de savaşım bitti diyemem.
Sıradan bir insanı bu hayatta en fazla 3 şey hayata bağlar:
Eşi, öz annesi ve Tanrı inancı.
İşte beni de bu hayata bağlayan köklü ve bir o kadar acımasız bağlar bunlarla kısıtlı. Sonsuz bir kısıtlılık bu hem de. İnsan tüm bitişlerinin sınırında, resti ilk Tanrı’ya çekiyor üstelik, bu da kötü bir ironi. Siz sıfırı çekerken korumanız gereken şey, gözünüzle gördüğünüz ve bağlı olduğunuz aile. Benim aileden anladığım eş ve anne oluyor genelde. Ama elbette içinde baba ve kardeşler de var. Ama insan ölmeye yakınken, çift aşkı düşünüyor genelde. Anne ve Sevgili Aşkı.
Ben yıllardır kendimi var etmenin dışında, var etmeye gayret ettiğim insanı yaşatmak için yaşadım. Fakat çıkmaz yollarla bilendiğim her defasında, hayatımın aslında bir varoluş savaşına gömüldüğünü anladım. Hayatı yaşamak, çok azımıza nasip oluyormuş anladım. Belki de sadece var olup gitmek için varız çoğumuz. En zekimizin dahi yaratım gücünün önünde, Tanrısal bir set var belki de, duaların ve türlü türlü günah çıkarmaların asla fayda sağlamadığı.
Tanrı’ya ne kadar inanırsınız bilemem, benim için söz konusu Tanrı (Allah) İslam Dininin Tanrısından ibaret, tümüyle sineye çektiğim ve tüm olumsuzluklarına rağmen belki de hapiste çürüyerek bitecek kaderimin Tanrısı. Belki de beni Eş’imden ve Anne’mden ayıracak olan Tanrının, hiçbir sürprizine karşı gardım yok. Savunmasızım diğer tüm inananlar gibi.
Bazen ve şu sıralar çoğu zaman sorguladığım bir Tanrı’nın kulluğuna tabiiyim. Gidecek yerim yok, söyleyecek sözüm de. Çünkü söyleyeceklerim bu dünyanın aklıyla ve mantığıyla o kadar aykırı ve bir o kadar haklı gibi görünüyor ki… en azından bir sınavdan, Tanrı’nın hayat sınavından bütünlemeye kalmayayım diyorum. Zaten beni bu imkansız durumlara düşüren de bu inanç oluyor.
Adalet, Merhamet, Şefkat ve Bağışlayıcılık.
Bazen düşünüyorum, sinsice tüm düşmanlarımdan öç alsam, o gece rahat uyur muyum diye?
En azından bunu son bir hafta içinde çokça düşünmüşümdür. Hatta daha da ileri gidip silah fiyatlarını bile araştırdım. 350 TL ya kadar adam öldürecek bir silah bulunabiliyor. Ya peki sonrası?
Düşmanın karşısında o kurşunu onun kafatasından geçirebilir miyim acaba? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir. Ama bir karıncayı dahi bugüne dek incitmemiş olan ben, böyle bir durumda sanırım bir anlık öfke ve cinnetle hiç düşünmeden silahı çeker ve tüm şarjörü adamın üstüne boşaltırdım.
Ben iyi biriyim.
Ve sadece iyi biri değilim! Bu dünya üzerinde soyu tükenmeye yüz tutmuş, en azılı adalet ve merhamet düşkünü biriyim. Aynı zamanda da pes etmek nedir bilmeyen bir savaşçı.
Onurdan ve Gururdan yaratılmış.
Cengiz CANSIZ
24 Kasım 2009 - İstanbul
00:53