23 Aralık 2010 Perşembe

Sıkıntı

Kendimi baskı altında hissettiğim zamanlar genelde gece vakitleri oluyor.
Çünkü kendimle saf bir ilişki kurabiliyorum. Doğasıyla huzursuz muyum neyim bilmiyorum...
Sürekli bir düşünce hali, tereddüt, kaygı...

Kaygı ölümlü olmanın kaygısı. Aldığım her nefes, sonluluğumun sayacı.
Ölecek ve yeniden başlayacağım.

Bilmediğim bir surette, milyonlarca soru ile...
Varlık sorunu, temelde kaygı ile başlıyor.

ve bu asla son bulmuyor
Ölüm olsa dahi...
İşte en kötüsü de bunu hissetmek olsa gerek.

9 Aralık 2010 Perşembe

Kim yazdı?

Varoluşçuluğun ilk yazarları;
Ya aşırı zengin,
Yahut deliydiler.

2 Aralık 2010 Perşembe

Güzel insanlar

... evet biliyoruz ki, güzeli var insanın her daim.
iyi şeyler namına yaşayan,
iyiye gayret eden.

fukaranın hazzı üzerine yaşayan,
sessiz ve aslında biraz da yalnızlığında isteksiz...
güzeli insanın;
her daim mukaddes
her dem isa.

3 Ekim 2010 Pazar

Doku

Hatırasının bize sıcak şeyler anımsattığı bir 'doku'
Herhangi bir eşyaya da ait olabilir.

Kilerdeki sandıktan çıkan bir battaniye,
İnsanı pekala mutlu kılabilir. 

Her insanın ait olduğu bir dokunuş vardır.
İnsan ömrü boyunca o dokunuşun, o dokunun eksikliği ile yaşar.

En mutlu anında bile kişinin,
Derinlerde bir kaygı ve huzursuzluk vardır.
Eksik olan şey, 
Duygusal değil, 
Tensel'dir.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Dün Hakk. Geniş Tespit

Ben ilerde nereye varacağımı, dünleri kurgulayarak  bildim.

Dün’ler geleceğin mimarıdır çoğu zaman, dün geçmiş değildir aslında…  - Gelecektir.

 Elinizde bir takım veriler/yaşanmışlıklar olmadan, hesap yapamazsınız.

Eğer hesap gerektiren bir durum varsa, muhakkak o verileri dünün getirilerinden alacaksınız.
Bu bir felsefe değil, kesinliktir. Çünkü; dün yaşanmıştır. Ve canlıdır dimağınızda !

Kendinizle çarpışmaya gidiyorsanız, yanınızda sadece dün’ler gelecektir.
Bir ötekiyle hesaplaşacaksınız ya da geleceği inşa edecekseniz, yine peşinizden Dün’ler gelecektir.

İnsanın sonsuzluğu, varacağı nokta, geçmişiyle yaratılır.

Sabır hakk.

Herhangi bir kazanım için pusuya yattıysanız 

ve uzun süre pusuda kalıp, uygun zamanın ayağınıza gelmesini beklediyseniz, 

muhtemelen o zaman çoktan geçmiştir. 


Sabır bir noktadan sonra sinsiliğe ya da tembelliğe dönüşen bir olgudur.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Özgürlük hakk.

Özgürlüğün bedeli,
Eski özgürlükleri teslim etmekten geçiyor...

Gerçekten özgür kalan toplum yahut kimse de,
Eninde sonunda kendine/lerine prangalar icat edecektir/lerdir.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Referandum Kazası - 12 Eylül 2010

İnsanlar özgürlüğü kişisel veya toplumsal bir şey sanıyorlar.
Oysa özgürlük topyekun hareketi zorunlu kılan bir Devlet deneyimdir. 

Kişisel

Kafam karışık.

İnsanlar tuhaf şeyler yapıyorlar.

Eskiden her konuda tetikte olurdum, hala öyleyim.
Fakat !
Derin sarsıntıları atlatırken kolaylıkla, içimde açılan derin çukurlara yeniden düşeceğim hiç aklıma gelmezdi.
Belki de gelirdi...

Fazla bastırmamak gerekiyor otokontrolü!

Bu nasıl cümle bilmiyorum.

Herşeyi anlamak zorunluluğum devam ediyor....

9 Eylül 2010 Perşembe

2010 Şeker Bayramı - Yüzleşme

Bugün birinci günün sabahı...

Kendimi hiçte öyle kutsanmış bir varlık gibi hissetmiyorum.
Dua başında nasıl ağladıysam geçmişte...

İşte bu histe bambaşka aksi yönde...  Üstelik olduğum gibi pisim, leş bir durumdayım.
Kaç kutsal bayramdır, özellikle bugünlerin arefesinde sabaha karşı uyuyor ve daha da pislendiğimi hissediyorum.

Öğretilmişliklerin reddi midir bu?
Yoksa doğuştan gelen hislerin sinir sıkışması mı ruhen, bilemiyorum.

Şimdiye dek çözebildiğimi idda ettiğim çoğu şeyden uzaklaşmış ve afaroz edilmiş olarak tek bildiğim şey,

Bugün birinci günün sabahı, saat 09:15
ve kendimi hiçte kutsal biri olarak görmüyorum.

Kutsal Cehennem varsa eğer, işte tam oradayım.

Beni hep Eflatun koydu bu hallere...

Yazmayı özlüyorum bu gerçek olan.

Ama yaşananlar, yazacaklarımla örtüşmüyor. Yazmak neye yarar...
Bir hikaye ya da masal yazarı değilim.
Üstelik uzun zaman oldu kelimelerle yolları ayıralı.

Şimdi hangi yüzle geri dönerim beyaz sayfalara...
Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem....

Beni hep Eflatun koydu bu hallere, daha uzun yaşasaydı...
Anlardı öğretilerindeki tutarsızlıkları.

20 Temmuz 2010 Salı

Gerekçesiz Mazeret

Buraya yeni şeyler yazılacak.
Ama fazla zaman geçirdiğim için müzik başında, düşüncelerim dağıldı.

Müzik esnasında yazılan düşünülen tüm cümleler, kat'i değildir.

22 Haziran 2010 Salı

İnsanın kendisine yakınlaşması

İnsanın kendine en çok yaklaştığı zaman,
Ölmek duygusuna yaklaştığı zamandır.

Dolayısıyla Terörizm kendini haklı ve meşru kılar.

20 Haziran 2010 Pazar

Yalnızlık

Çağırınca hiç kimsenin gelmemesi
Gelemeyecek olması...

Çünkü çağıracak tek bir insanın dahi olmaması.
Olası Varolanın da asla gelememesi.

Gece ıslıkları

Gecenin bir yarısı … Yada sabaha karşı 04:12 / İstanbul

Yıllardır beklediğim bir şey vardı. Adı konulmamış…
İsmini cismini bilmediğim ama beklediğim. Aslında biraz da umutsuzca bir bekleyiş. Çünkü ne olduğunu bilmiyordum. Bir bütünlük ve başarı duygusu gibi bir şey.  Gerçi başarının sonunda her zaman ödüllendirilmiyor insan. İyi olmak başarıysa; bu bile sorgulanır zamanla.  Çünkü çıkarlar her zaman farklılaşır zaman içinde. Neyse… bekleyişimin ne olduğundan ziyade, neden bekleyişin kendiliğini sorgulamadım bugüne kadar. Yoksa o sorunun cevabı daha mı büyüktü.

Ben bu soru için bir ömür tüketeceğim ama, nefret ettiğim o insanlar bir çırpıda bu soruya bile cevap yazmaya kalkacaklar. 

Sinmek

Hayatın endişelerini yüzünde taşırken
Nasıl olurda hayatla tanışırsın.

Benim bildiğim;
Yerinde durana uğrayan bela; musibet
Hareket halinde olanın ki, kazadır.

Musibet insanın yakasına yapışırken,
Kaza kendini tekrarlamaz.

18 Haziran 2010 Cuma

Not

Bir yazarın başına bundan daha kötüsü gelemezdi.
Ama geliyor...

2 Mayıs 2010 Pazar

Soru

Zaman ilerledikçe artık
Sadece zaman ilerlemiş oluyor.

Bu iyi bir şey değil.

Ben nerdeyim?

11 Nisan 2010 Pazar

Son'lar hakkında, özet.

Her şeyin bir sonu var.

Tüm kusursuz başlangıçların dahi sonu varken,  kişinin kendini yorması ne kadar manasız kalıyor aslında;


Aslında her son bir başlangıçtır derler, işte o iş öyle değil esasen.
Her son, bir nefes arasıdır, bir solukluk zamandır olsa olsa…

-          Vakti geldiğinde her şey son bulur.

Hiçbir şey zamanı dolmadan bitmez, tükenmez. İşte asıl önemli olanda bu sanırım…

Bitişlerdeki zamanlama etkiliyor insanı aslında;
-          Doğru zamanda mı bitti?
-          Tükenip mi bitti?
-          Acaba her şey yapıldı mı bir nefes almak için?
-          Acaba şu an nefes alabiliyor muyum?

Son sorunun cevabı evet ise, muhtemelen tükenmişlikten söz etmek yersiz…

İnsan her şeyi sonsuz mu sanıyor ne?
Ya da zamanın geçtiğinin farkına mı varmıyor anlayamadım…


Uzun zaman oldu… boşa kulaç atmayalı.
Uğrunda Fedakarlık yapılacak nesneleri ve kişileri iyi seçtiğimi düşünüyorum.

Bana huzur ve dinginlik getiren şeylerin adlarını birer birer sayabilirim, ki bu sayısız nesne ve mekan eder.

Kişi sayısı ise, hala bir elin beş parmağını geçmeyecek şekilde sınırlandırılmış bir vaziyette.
Belki o bile yok  inandıklarımdan başka…

Şevval Sam’ın dediği gibi;
Sosyalleşemem ben, insan yorgunuyum…

5 Nisan 2010 Pazartesi

Hastalık

İnsan sağlığından daha önemli bir şey olmadığı aşikar.
Hayati fonksiyonlarından sadece biri bile hasar görse, eksilmiş oluyor insan yaşamından.

Bu kadar hassas ve muhtaç bir insan doğasının,  ihtiraslarının olması
- ne büyük bir nankörlük öz varlığına karşı.

Bugünlerde yataktayım, altı üstü basit bir üşütme, önemsenmeyen bir rahatsızlık...
Can burnumdan çıkacak adeta... Nefes almalıyım acilen.

4 Mart 2010 Perşembe

Yazılmamış günlerin düşüncesi ...

Kaçışı olmayan bir varoluş sıkıntısı seziyorum
Yani başka bir dünya düşlesem de,
Başka,
Bambaşka suretlerde Dünya'ya yeniden gelsem de,
Bu yazgı benim avuç içime mühürlenmiş.

Yaşayacağım ben bunu.

Dibine gireceğim perperişanlığın
Bilmediğim suretlerde yeniden derlensem de...

Bir an; Şimdi:
- 'Ezan Sesi' ...
Bıraktarıcak bana tüm bildiklerimi!

Ama yazgımı değil,
Henüz yazılmamış olan,
Nedir acaba...

Yaşanmış dizeler

Yaşanmışı
Yaşananları
Yaşanılacakları
Yaşayacaksak eğer,


Yaşam için yaşadığımız herşey
Başkalarının yaşantılarından kesitler ise,


İse söyle bana,
Bu dünya 
Başka dünyaların yaşanılmışı değil midir?


Bilmediğimiz o dünyalar
Kendinin tekrarı değil midir?


Öyle değil mi ki,
Bir ileri mevsimler
İki geri yıllar boyunca
İnsan bir hüzün çukuru


Düşününce her an derinleşen
Göz çukurlarını...



7 Şubat 2010 Pazar

Ağla-yın'Ca-nsız

Düştü Varlık bir zaman kenarında,
Meçhul de aslında...

Düştü nem varsa
Şehla gözlerimden.

Kimse bilmez
Bir ben bilirim
Şehladır aslında Gözlerim.

En iyi Ağlayınca belirir
Dünyanın iyi bir yer olmadığı...

6 Şubat 2010 Cumartesi

Yalnız-lık

Kişinin en nihayetinde dönüp dolaşacağı yerdir Yalnızlık,
Ne kadar kaçarsa kaçsın insan kendinden, 
Tanrı'nın planında varolan Yalnızlığı,
Kimse kıramaz kökünden. 
Ne kadar insan şikayet etse de bu durgun denizden,
Sakınır kendini uçsuz Okyanuslardan.

O yüzden çare değildir ve amaç
Bir'i iki yapmak, 

Her şey Tek'likle başlar
ve aradaki iki'nin birliğine bakmaz 
Ne Doğa
Ne de Tanrı.

2 Şubat 2010 Salı

Elif Sızısı'na ...




Sevgili:

Elif gibi yalnızım...
Ne esrem var ne ötrem...
Ne beni durduran bir cezmim...
Ne bana ben katan bir şeddem var...
Ne elimi tutan bir harf ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında...
Bir okuyanı bekledim, bir hıfz eden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi...
Sızım ELİF sızısı..."


Öyleyse 'Ben' olma vakti gelmiştir demektir.
Elif zaaf ve aczini anladıktan sonra çareyi o dimdik duruşdan rukuya inerek, 
Rabbisine sığınan 'be' olmakta bulabilir.
İşte o zaman kendine ebedi bir dayanak 'nokta'sı bulur..


Aslı:


Sana özgün eser verme hakkını tanıyan, bu Aşk
Edirnekapı surlarının arasına sıkışmış bir taşın yeşilidir
Yeşil ise, huşu ile hüznü birleştirir koynunda çoğu zaman;
ve bir yosundur o yeşil belki, koyu kadife.
Sen gibi yüksek menbaalı hayıflardan olmasa da, 

Bizatihi yerdeki çamurdan geçerek açmıştır koynunu sana ki,
Sen dokundukça o kadifeye;
İçre bir saygıdan eğilir önünde.

Umulur ki türlü sanatın ve saltanatın,
Sessiz olsun!

Ölümü de içre olsun Hak söze meyli olanların,
Bulur o zaman dayanak noktasını insan taş bile olsa,
Bir yosun sardığında nemini ...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Gece yarısı yönsüz bir not...

Hiç yorulmadığım
ve artık sadece uyuduğum günleri düşlüyorum...

Senelerdir yorgunluk hissediyorum ama,
Bu yorgunluk biraz da beni yazımdan ve okumadan alıkoyduğu için seviniyorum.

Kendi gibi olanı bulduktan sonra, geriye pek bir şey bırakmıyor hayat.
Yoksa hayattan hep o isteneni bekleyip, artık bulmuş birinin hoyratça cümleleri mi bunlar bilmiyorum. 

Eskisi gibi değil dünya, keşiş olmak istersen büyükşehirde doğmamış olma şansını yakalamış olman gerekiyor. 

Aksi takdirde senin tüm düşün, bir alakasızın iki dudağının arasında bir kelime;
'Kovuldun' ...

17 Ocak 2010 Pazar

Red'di

Bir teşbihse Hakk, 
Doğru ya;  
Şems var önünde ağlayarak...  

Acizliğinden insanların hem, 
Sarınırlar Aşk'a ve Hakk'a  
Yalnızlıklarından it gibi kaçarak.  

Oysa herşeye reddiyedir insan ömrü
İlk heceden meçhule sığınarak.  
Kişisel bir şeydir yaşanan her Aşk 
Ele verir aurasında tükenmişliğini 
Korkularından öteye sığınarak...

15 Ocak 2010 Cuma

Ölmeyi unutmak...

Çaresizliğim derinlerde gizli.
Ölüme karşı direnç gösterdiğimi hissediyorum yine.

Ne varsa ölüme karşı bizi ayakta tutan,
İşte o sebeplerdir bizi yaşatan.

8 Ocak 2010 Cuma

Fulu

Ben varoldukça acıyacağım çaresizlik içinde...

Bu öyle bir çaresizlik ki,
Hiç bir ölümlünün deva olamayacağı derin melankoli nöbetlerim uğradıkça zamansız,
Tek nefeste kurduğum tümceler uzayacak boğazımda...

Ben ölene dek.