25 Eylül 2010 Cumartesi

Dün Hakk. Geniş Tespit

Ben ilerde nereye varacağımı, dünleri kurgulayarak  bildim.

Dün’ler geleceğin mimarıdır çoğu zaman, dün geçmiş değildir aslında…  - Gelecektir.

 Elinizde bir takım veriler/yaşanmışlıklar olmadan, hesap yapamazsınız.

Eğer hesap gerektiren bir durum varsa, muhakkak o verileri dünün getirilerinden alacaksınız.
Bu bir felsefe değil, kesinliktir. Çünkü; dün yaşanmıştır. Ve canlıdır dimağınızda !

Kendinizle çarpışmaya gidiyorsanız, yanınızda sadece dün’ler gelecektir.
Bir ötekiyle hesaplaşacaksınız ya da geleceği inşa edecekseniz, yine peşinizden Dün’ler gelecektir.

İnsanın sonsuzluğu, varacağı nokta, geçmişiyle yaratılır.

Sabır hakk.

Herhangi bir kazanım için pusuya yattıysanız 

ve uzun süre pusuda kalıp, uygun zamanın ayağınıza gelmesini beklediyseniz, 

muhtemelen o zaman çoktan geçmiştir. 


Sabır bir noktadan sonra sinsiliğe ya da tembelliğe dönüşen bir olgudur.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Özgürlük hakk.

Özgürlüğün bedeli,
Eski özgürlükleri teslim etmekten geçiyor...

Gerçekten özgür kalan toplum yahut kimse de,
Eninde sonunda kendine/lerine prangalar icat edecektir/lerdir.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Referandum Kazası - 12 Eylül 2010

İnsanlar özgürlüğü kişisel veya toplumsal bir şey sanıyorlar.
Oysa özgürlük topyekun hareketi zorunlu kılan bir Devlet deneyimdir. 

Kişisel

Kafam karışık.

İnsanlar tuhaf şeyler yapıyorlar.

Eskiden her konuda tetikte olurdum, hala öyleyim.
Fakat !
Derin sarsıntıları atlatırken kolaylıkla, içimde açılan derin çukurlara yeniden düşeceğim hiç aklıma gelmezdi.
Belki de gelirdi...

Fazla bastırmamak gerekiyor otokontrolü!

Bu nasıl cümle bilmiyorum.

Herşeyi anlamak zorunluluğum devam ediyor....

9 Eylül 2010 Perşembe

2010 Şeker Bayramı - Yüzleşme

Bugün birinci günün sabahı...

Kendimi hiçte öyle kutsanmış bir varlık gibi hissetmiyorum.
Dua başında nasıl ağladıysam geçmişte...

İşte bu histe bambaşka aksi yönde...  Üstelik olduğum gibi pisim, leş bir durumdayım.
Kaç kutsal bayramdır, özellikle bugünlerin arefesinde sabaha karşı uyuyor ve daha da pislendiğimi hissediyorum.

Öğretilmişliklerin reddi midir bu?
Yoksa doğuştan gelen hislerin sinir sıkışması mı ruhen, bilemiyorum.

Şimdiye dek çözebildiğimi idda ettiğim çoğu şeyden uzaklaşmış ve afaroz edilmiş olarak tek bildiğim şey,

Bugün birinci günün sabahı, saat 09:15
ve kendimi hiçte kutsal biri olarak görmüyorum.

Kutsal Cehennem varsa eğer, işte tam oradayım.

Beni hep Eflatun koydu bu hallere...

Yazmayı özlüyorum bu gerçek olan.

Ama yaşananlar, yazacaklarımla örtüşmüyor. Yazmak neye yarar...
Bir hikaye ya da masal yazarı değilim.
Üstelik uzun zaman oldu kelimelerle yolları ayıralı.

Şimdi hangi yüzle geri dönerim beyaz sayfalara...
Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem....

Beni hep Eflatun koydu bu hallere, daha uzun yaşasaydı...
Anlardı öğretilerindeki tutarsızlıkları.