2 Mayıs 2010 Pazar

Soru

Zaman ilerledikçe artık
Sadece zaman ilerlemiş oluyor.

Bu iyi bir şey değil.

Ben nerdeyim?

11 Nisan 2010 Pazar

Son'lar hakkında, özet.

Her şeyin bir sonu var.

Tüm kusursuz başlangıçların dahi sonu varken,  kişinin kendini yorması ne kadar manasız kalıyor aslında;


Aslında her son bir başlangıçtır derler, işte o iş öyle değil esasen.
Her son, bir nefes arasıdır, bir solukluk zamandır olsa olsa…

-          Vakti geldiğinde her şey son bulur.

Hiçbir şey zamanı dolmadan bitmez, tükenmez. İşte asıl önemli olanda bu sanırım…

Bitişlerdeki zamanlama etkiliyor insanı aslında;
-          Doğru zamanda mı bitti?
-          Tükenip mi bitti?
-          Acaba her şey yapıldı mı bir nefes almak için?
-          Acaba şu an nefes alabiliyor muyum?

Son sorunun cevabı evet ise, muhtemelen tükenmişlikten söz etmek yersiz…

İnsan her şeyi sonsuz mu sanıyor ne?
Ya da zamanın geçtiğinin farkına mı varmıyor anlayamadım…


Uzun zaman oldu… boşa kulaç atmayalı.
Uğrunda Fedakarlık yapılacak nesneleri ve kişileri iyi seçtiğimi düşünüyorum.

Bana huzur ve dinginlik getiren şeylerin adlarını birer birer sayabilirim, ki bu sayısız nesne ve mekan eder.

Kişi sayısı ise, hala bir elin beş parmağını geçmeyecek şekilde sınırlandırılmış bir vaziyette.
Belki o bile yok  inandıklarımdan başka…

Şevval Sam’ın dediği gibi;
Sosyalleşemem ben, insan yorgunuyum…

5 Nisan 2010 Pazartesi

Hastalık

İnsan sağlığından daha önemli bir şey olmadığı aşikar.
Hayati fonksiyonlarından sadece biri bile hasar görse, eksilmiş oluyor insan yaşamından.

Bu kadar hassas ve muhtaç bir insan doğasının,  ihtiraslarının olması
- ne büyük bir nankörlük öz varlığına karşı.

Bugünlerde yataktayım, altı üstü basit bir üşütme, önemsenmeyen bir rahatsızlık...
Can burnumdan çıkacak adeta... Nefes almalıyım acilen.

4 Mart 2010 Perşembe

Yazılmamış günlerin düşüncesi ...

Kaçışı olmayan bir varoluş sıkıntısı seziyorum
Yani başka bir dünya düşlesem de,
Başka,
Bambaşka suretlerde Dünya'ya yeniden gelsem de,
Bu yazgı benim avuç içime mühürlenmiş.

Yaşayacağım ben bunu.

Dibine gireceğim perperişanlığın
Bilmediğim suretlerde yeniden derlensem de...

Bir an; Şimdi:
- 'Ezan Sesi' ...
Bıraktarıcak bana tüm bildiklerimi!

Ama yazgımı değil,
Henüz yazılmamış olan,
Nedir acaba...

Yaşanmış dizeler

Yaşanmışı
Yaşananları
Yaşanılacakları
Yaşayacaksak eğer,


Yaşam için yaşadığımız herşey
Başkalarının yaşantılarından kesitler ise,


İse söyle bana,
Bu dünya 
Başka dünyaların yaşanılmışı değil midir?


Bilmediğimiz o dünyalar
Kendinin tekrarı değil midir?


Öyle değil mi ki,
Bir ileri mevsimler
İki geri yıllar boyunca
İnsan bir hüzün çukuru


Düşününce her an derinleşen
Göz çukurlarını...



7 Şubat 2010 Pazar

Ağla-yın'Ca-nsız

Düştü Varlık bir zaman kenarında,
Meçhul de aslında...

Düştü nem varsa
Şehla gözlerimden.

Kimse bilmez
Bir ben bilirim
Şehladır aslında Gözlerim.

En iyi Ağlayınca belirir
Dünyanın iyi bir yer olmadığı...

6 Şubat 2010 Cumartesi

Yalnız-lık

Kişinin en nihayetinde dönüp dolaşacağı yerdir Yalnızlık,
Ne kadar kaçarsa kaçsın insan kendinden, 
Tanrı'nın planında varolan Yalnızlığı,
Kimse kıramaz kökünden. 
Ne kadar insan şikayet etse de bu durgun denizden,
Sakınır kendini uçsuz Okyanuslardan.

O yüzden çare değildir ve amaç
Bir'i iki yapmak, 

Her şey Tek'likle başlar
ve aradaki iki'nin birliğine bakmaz 
Ne Doğa
Ne de Tanrı.

2 Şubat 2010 Salı

Elif Sızısı'na ...




Sevgili:

Elif gibi yalnızım...
Ne esrem var ne ötrem...
Ne beni durduran bir cezmim...
Ne bana ben katan bir şeddem var...
Ne elimi tutan bir harf ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında...
Bir okuyanı bekledim, bir hıfz eden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi...
Sızım ELİF sızısı..."


Öyleyse 'Ben' olma vakti gelmiştir demektir.
Elif zaaf ve aczini anladıktan sonra çareyi o dimdik duruşdan rukuya inerek, 
Rabbisine sığınan 'be' olmakta bulabilir.
İşte o zaman kendine ebedi bir dayanak 'nokta'sı bulur..


Aslı:


Sana özgün eser verme hakkını tanıyan, bu Aşk
Edirnekapı surlarının arasına sıkışmış bir taşın yeşilidir
Yeşil ise, huşu ile hüznü birleştirir koynunda çoğu zaman;
ve bir yosundur o yeşil belki, koyu kadife.
Sen gibi yüksek menbaalı hayıflardan olmasa da, 

Bizatihi yerdeki çamurdan geçerek açmıştır koynunu sana ki,
Sen dokundukça o kadifeye;
İçre bir saygıdan eğilir önünde.

Umulur ki türlü sanatın ve saltanatın,
Sessiz olsun!

Ölümü de içre olsun Hak söze meyli olanların,
Bulur o zaman dayanak noktasını insan taş bile olsa,
Bir yosun sardığında nemini ...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Gece yarısı yönsüz bir not...

Hiç yorulmadığım
ve artık sadece uyuduğum günleri düşlüyorum...

Senelerdir yorgunluk hissediyorum ama,
Bu yorgunluk biraz da beni yazımdan ve okumadan alıkoyduğu için seviniyorum.

Kendi gibi olanı bulduktan sonra, geriye pek bir şey bırakmıyor hayat.
Yoksa hayattan hep o isteneni bekleyip, artık bulmuş birinin hoyratça cümleleri mi bunlar bilmiyorum. 

Eskisi gibi değil dünya, keşiş olmak istersen büyükşehirde doğmamış olma şansını yakalamış olman gerekiyor. 

Aksi takdirde senin tüm düşün, bir alakasızın iki dudağının arasında bir kelime;
'Kovuldun' ...

17 Ocak 2010 Pazar

Red'di

Bir teşbihse Hakk, 
Doğru ya;  
Şems var önünde ağlayarak...  

Acizliğinden insanların hem, 
Sarınırlar Aşk'a ve Hakk'a  
Yalnızlıklarından it gibi kaçarak.  

Oysa herşeye reddiyedir insan ömrü
İlk heceden meçhule sığınarak.  
Kişisel bir şeydir yaşanan her Aşk 
Ele verir aurasında tükenmişliğini 
Korkularından öteye sığınarak...